Vasat Altı Bir Toplum

Vasat Altı Bir Toplum

Her şey 10. sınıfın yazında bilgisayar teknik servisindeki zorunlu stajım ile başladı. Tam olarak para ile o zaman tanıştım. O günden bugüne yaşadığım coğrafyanın vasat altı bir toplum gerçekliğiyle karşı karşıyayım.

13 yıldan beri sürekli çalışıyorum. Liseye giderken çalıştım, üniversiteye giderken çalıştım, yüksek lisansa giderken çalıştım hatta askere gitmeden 1 gün önce dahi çalıştım. Boş durmayı sevmiyorum.

Para ile ilk tanışmaya başladığımdan itibaren bir şeyleri değiştirebileceğime olan inancım, yaşımın vermiş olduğu tecrübesizlik ile doğru orantılıydı.

Palazlanmam için bol bol tecrübe edindim. Hatırı sayılı miktarlarda paralar yaktım, fena sayılmayacak derecede alacaklarımı tahsil edemedim ve çok güzel kazıklandım. Böylelikle oyunun bütün kurallarını öğrendim.

Kendimi bildim bileli işimi çok iyi yapmaya özen gösteriyorum. Aldığım paranın hakkından fazlasını vermeye çalışıyorum.

(Yazar bu paragraftan sonra muhakeme yeteneğini kaybediyor.)

İnsanların vasat altında yok olmalarına aklım almıyor! Tahayyül edemiyorum. Zamanla bulunduğum ortama göre vasatlığın derecesinin geçeceğini düşündüm ama yanıldım..

Birçok şirket ile çalıştım. Sayısız iş yapmama karşı ender kaliteli insanlarla çalışma fırsatım oldu. Sürekli bir şeyleri toplamak ve örtbas etmeye çalıştım. Patlama riski olan bütün işleri ben kurtardım, işleri bitiren nedense hep ben oldum.

(Mütevaziliğe şimdilik gerek yok, biraz gerçekleri konuşalım. Vasatlığı ve vasat altı bir toplumu gün yüzüne çıkartalım. Konuşamadığımız birçok şeyin ceremesini sürekli çekmekten yeterince bıktık..)

İşini iyi yap.

Bu, senin kazancının karşılığı değil; karakterinin yansımasıdır.

Mümin Sekman

Vasat Altı Bir Toplum

Vasatlığın altındaki çalışma şevkimiz toplumun bütün damarlarını sarmış durumda. Toplumdaki herkes kolay yoldan para kazanmak istiyor. Herkes bulunduğu şirketten şikayetçi ve memnun değil.

Sözde herkes işini iyi yaptığını söylüyor (yersen).

Berbat bir iş yapış tarzımız var. Baştan savma, lakayıt, neresinden tutulursa tutulsun elde kalınan beyin kötürümlemesi tadında..

  • Yapılan işin kalitesinden önce para konuşuyoruz. İşin kalitesini hiçbir zaman önemsemiyoruz. Bu yediğimiz yemekle başlıyor eve çağırdığımız usta ile devam ediyor..
  • Yapılan işin sürekli kontrol edilmesi gerekiyor. İşe özenilmiyor ve test edilmiyor.
  • Yapılmasını beklediğimiz bir işi sormazsak o iş hiçbir zaman yapılmıyor. Doğal olarak başlamıyor.
  • Karşı taraftan defalarca istenilmeden hiçbir şekilde istediğimizi elde edemiyoruz.
  • İşe başladığımızda aile fertlerimiz ya hasta oluyor ya da teker teker ölüyor!
  • Zamanlama konusunda berbatız. Verdiğimiz süreye / söze hiçbir zaman uymuyoruz. Özür dilemesini bilmiyoruz.
  • Ödeme konusunda berbatız. Paramız olsa dahi borcumuzu ödemiyoruz.
  • Benciliz! Empati yoksunuz. Karşımızdakini hiçbir zaman düşünmüyoruz.

Döktüğünüz beton toprağın altında kalsa bile güzel olmalı.

Sezai Türkeş ve Fevzi Akkaya (STFA’nın Kurucuları)

Vasatlığı satın aldığımız ürün faturalarının TC kimlik bölümlerine bakarak idrak edebilirsiniz. Birbirini takip eden 1 ve 2 sayısından başka bir sayı göremeyeceksiniz.

Ülkenin büyük bir çoğunluğu 11 haneli TC kimlik numarasını yazmaktan aciz. İşini iyi yapmıyor. Yapmak dahi istemiyor!

Ne zaman faturalara gerçek TC kimlik numaraları yazılırsa işte o zaman ülkece muasır medeniyetler seviyesine erişeceğiz. Hayatımızda okuduğumuz tek kitap Cin Ali kitabı olmamalı..

Yaşadığımız bu coğrafyada faturalara 11 haneli TC kimlik numarasını yazdırmak çok zor..

Coğrafya kader midir?

Kader mi coğrafyadır?

Yoksa coğrafya vasat altı bir toplum mudur?


Kapak Görseli: unsplash.com/@chiklad

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir