Çay Kahve İnsan : Girişimleri Tanıtan Girişim – YouTube Kanalı

Neden girişimlerimizi tanıtabileceğimiz ücretsiz ve tarafsız bir mecramız yok? Bunu hiç düşündünüz mü?

Aslında her şey bu düşünce ile başladı. Temeline inersek bir ihtiyaçtan doğdu da diyebiliriz. Çünkü ben iş yaşantım boyunca birbirinden farklı alanlarda sürekli yeni bir şeyler deneyen ve çabalayan birisiyim. Özümde bir girişimcilik ruhu var diyebilirim. Okumaya devam et “Çay Kahve İnsan : Girişimleri Tanıtan Girişim – YouTube Kanalı”

Profesyonel olmak ya da olamamak işte bütün mesele bu

Türkiye için ne kadar uzak bir kelime olduğunun farkındayım. Her ne kadar profesyonel çalışma tarzlarımız olsa da, Türkiye’deki şirketler bu profesyonelliğe izin vermiyor. Siz her ne kadar kılıcınızı çekmek istemeseniz de bir yere kadar kendinizi savunacaksınız. Bir yerden sonra, sizde kılıcınızı çekip savaşmaya başlayacaksınız. Çünkü Türkiye’de insan sömürmeye dayalı bir iş düzeni var. Okumaya devam et “Profesyonel olmak ya da olamamak işte bütün mesele bu”

Dijital Kırgınlık

Teknoloji artık hayatımızın olmazsa olmazları arasında yer alıyor. Konuştuğumuz telefondan tutun da çalışırken kullandığımız bilgisayarlara kadar vazgeçilmez bir bütünlük içerisinde hayatlarımızı devam ediyoruz.

Teknoloji cihazlarının, aşırı kullanmasına paralel olarak, alışkanlığa sebep veriyor. Bunu toplumda, Facebook olmadan yaşayamam, Twittersız dünya düşünemiyorum gibi söylemlere çok sıklıkla rastlayabiliyoruz.

Alışkanlıklarımız bazen çok eskiye dayalı olan dostluklara gölge çekip, yakın arkadaşlarımızı bizlerden ayırabiliyor. Günümüzde herkesin aslında adını koyamadığı bir kırgınlık türü türemeye başladı. Bende bu kırgınlığa Dijital Kırgınlık adını verdim.

Dijital kırgınlığın başlıca nedenlerinden birisi de, sosyal medya hesaplarımızdaki ilgili bir gönderiye yapılan yoruma tepki olarak bir beğeniye veya cevaba maruz kalmadan ulu orta da yalnız kalması başta geliyor. Tabi birde mesaj atıp karşılık alamamak var. Başlıca kırgınlık sebeplerinin temelinde aslında bunlar var. Mesaj attım cevap vermedi, yorum attım tepki vermedi vs.

En önemlisi ise uzunca bir süre boyunca görüşmediğiniz yakın arkadaşınızla, görüştüğünüz esnada, karşınız da oturup sürekli telefonuyla meşgul olması sizinle ilgilenmemesi bir nevi hakaret sayılabiliyor. Eğer acil bir işi varsa ki müsaade isteyip onu halletmesi oldukça kibar bir davranış olarak nitelendirilse de diğer davranışın saygısızlık olarak nitelemek oldukça yerindedir. Hele birde oyun sevdası varsa bu kişinin gerisini siz düşünün.

İşin birde ideolojisini karşısındakine inandırma üstünlüğü içerisinde olan sosyal medya kavgaları var ki, 10 senelik dostlukları bile bitirebiliyor.

Ne zaman teknolojiyi doğru ve yerinde kullanırsak, o zaman kalıcı dostlarımızla teknolojiyi aynı anda yaşayabiliriz.

Akşam buluşalım mı? Telefonlarımızla falan oynarız..

Türkiye’de Bir Web Projesine Başladıktan Sonra Neden Aile Fertleri Birer Birer Ölür?

Allah rahmet eyleyip, yakınlarına baş sağlığı diliyorum.

Gelişen teknolojiyle beraber çalışma tarzlarımız da değişmeye başladı. Memurların bile artık evden çalışması üzerine konuşur olduk. Hâl böyle olunca bir çok firma personel barındırmak yerine proje bazlı serbest (freelance) çalışanlarla iş yapıyor.

Bu çalışma tarzı iki taraf içinde oldukça avantajlı ve kârlı.

Hem işverenin maliyetini düşürüyor hemde personelin boş kalmama gibi sorununu ortadan kaldırıyor. Ayrıca personel boş duruyor diye yalandan uğraşlar da verilmeye gerek duyulmuyor :)

Tabi bu durum serbest çalışan için tadından yenmeyen bir hâl alıyor. Normal bir işte kazanacağının 2 veya 3 katını, yerine göre 4 katına varan bir gelir elde edebiliyor. Tabi sigortasını da çalıştığı bir firmadan gösterirse ortada kendisi ve ailesi için herhangi bir dez avantaj gözükmüyor. Proje bulma, süreklilik vs. konularına şuanlık değinmiyorum.

Kâr gibi, dezavantajlar-zararlar da var.

Ölüm

Proje üzerinde çalıştığınız arkadaşa birden bire ulaşamazsanız bilin ki arkadaşınızın üzerinde kara bulutlar dolanıyor. Dikkat! Cenaze yalanını öne sürmek icin son hazırlıklarını yapıyor.

ve sela verildi, aileden biri öldü!

Projeyi sağlıklı bir şekilde yapamadığından -ki genellikle bunlar tecrübesiz kişilerdir. Zoru görünce hemen kaçarlar. Ayrıca mevcut işlerini iyi organize edemediğinden herkese yaparız, ederiz, o kolay iş, gerisinde bende merak etme gibi söylemlerde bulunup fazla iş yükünden hiçbirisini tam anlamıyla bitiremeyip bütün işlerini patlatırlar.

Aradan 2-3 gün geçtikten sonra telefonlarına geri dönen bu kişi Türkiye’de herkesin birşey diyemeyeceği o sihirli kelimeleri fısıldar. X akrabam öldü. Yastayım der ve olayı kapatmaya çalışır. Ne büyük bir tesedüftür ki bu tür kişilerle çalışmaya çalıştığınızdan itibaren sürekli birileri teker teker ölecektir. Ayda 4 akrabanın, proje teslim tarihinden bir gün öncesinde ölmesini, bizler gibi İsviçleri bilim adamlarını şaşırttı ve araştırmaya dahil etti. Büyük bir uğrala araştırılıyor.

Bu kişiler hayatları boyunca hayır diyemedikleri için önüne gelen akrabalarını gözünü kırpmadan yalandan öldürebiliyor. Oysa halbuki; şu şu sebeplerden dolayı geciktireceğim, ön göremiyorum, moralim bozuk adapte olamıyorum gibi dürüst cevaplar vermesi daha uygundur -ki ileride çalıştığınız kişilerle dürüstlüğünüzden sebep tekrardan çalışabileseniz. Yoksa bir daha o kapıdan sittin sene sizlere proje gelmez.

İş bir şekilde yapılır, fazla personelle ekstra mesaiyle yaparak ve gerekirse zararına da olsa yapılır. Sözün önüne hiç bir şey geçemez.

Önemli olan güvenebileceğiniz ve ileride sizleri yarı yolda bırakılmayacağını düşündüğünüz kişilerle çalışmak. Hayatta herşey para değildir. Paranın satın alamayacağı şeyler de var. Mesela söz gibi.

Yazan: Projeden önce ölen aile fertleri derneği başkanı..

Profesyonel Bir Meslek Olarak “Oyunculuk”

Günümüzde teknolojinin çok hızlı geliştiğini günlük hayatımız da kullandığımız telefonlardan rahatlıkla anlayabiliyoruz.
Teknolojinin bu derece hızlı gelişmesi oyun dünyasının çıtasını ve beklentilerini de olumlu yönde arttırdığını görüyoruz. Hatta bu çıta yükseltme öyle bir noktaya geldi ki yeni bir meslek doğdu.

Profesyonel Oyunculuk

Peki nedir bu Profesyonel Oyunculuk?

Temeli 2011 yılında, Almanya da düzenlenen bir organizasyona (Yarışmaya) dayanıyor. Organizasyon, Dota 2 oyununu baz alana toplamda 1,6 Milyon $ dağıtılan kazanana 1 Milyon $ veren özellikle Çin başta olmak üzere dünya çapında da oldukça ses getiren Profesyonel Oyunculuk mesleğinin başlangıcı olarak görebiliriz. Profesyonel Oyunculuk mesleğinden bahsetmeden önce oynanılan oyuna yani Dota 2’den bahsedelim.

Dota 2

2 takım halinde, takımlar da 5 kişi olmak üzere toplamda 10 kişi ile 3 savaş yapılır. 2 savaşı kazanan bir üst tura geçer. Turlar grup, çeyrek, yarı final ve final olmak üzere alışılmış kupa maçlarına benzer kademeli sistem üzerine adaletli olarak düzenleniyor. Sadece kazanana değil 2., 3., 4., 5., 6.’a kadar değişik miktarlar da ödüller verilmektedir.

Dota 2 Nasıl Oynanır?

İlk takım, birbirinden farklı olan ve her birinin kendine has özellikleri olan 99 tane oyun karakteri arasından 5 tanesini seçer ve karşı takımın seçmesini engelleyecek 4 karakteri engeller. Engellenen karakterleri karşı takım seçemez ve geriye kalan 90 oyun karakteri arasından seçer.

Her takımın da karakter seçmesinden sorumlu bir kişi vardır. Ayrıca bu kişi takımın stratejisinden sorumlu stratejistir. Kurulan strateji, stratejistin seçtiği karakterlerle doğru orantılı olup yanlış bir karakter seçimin de oyunu kaybetmelerine sebep olabilir ve yarışmadan elenmelerine sebep olabilir. Bu derece önemli olduğundan karakter seçme işlemleri ve buna bağlı strateji işlemleri biraz zaman alabilir.

Takımlar karakterlerini seçtikten sonra bir harita da (Oyunun oynanacağı alan) 4’er dakikalık antrenman yaparlar. Antrenmandan sonra karşılıklı olarak savaşakları ortak bir ağa giriyor.

Oyunun amacı oynadıkları harita da (alan) karşı takımın oyuncularını yenerek (Öldürerek) takımın kalesini yıkan etabın kazananı olur. 3 etapta 2 defa yıkan bir üst tura atlar.

Oynanılan harita hiçbir zaman değişmediğinden oyuncular hiçbir zaman sıkılmıyor her oyun seçilen karakterle başka bir hal alıp, çok farklı stratejileri görebilmek mümkün.

Çin’de Profesyonel Oyunculuk

Çin’de Profesyonel Oyuncu olan kişiler bir şarkıcı, futbolcu, manken vb. edasıyla ilgi ve saygı duyuluyor. Oyuncular Çinli takımlardan çekiniyor hatta korkuyor desek yeridir. Bir nevi haklılar çünkü;

Profesyonel Oyuncu yetiştirmek için evlerde/ofislerde özel olarak hazırlanıyorlar. Bir antrenör eşliğinde normal iş gibi oyuncular bütün gün antrenman yapıp kendilerini geliştiriyorlar. Kendilerine has stratejiler geliştirip turnuvalara hazırlanıyor. Onlara özel hazırlanan yemeklerden yeyip ara ara toplantılar bile yapıyorlar.

Çin’de Profesyonel Oyunculuk için ilgili bakanlıklar destek sağlayıp gelişmesine öncülük edecek her türlü imkânı sağlıyor.

Çin’deki oyuncu antrenörlerin ileri de video oyunlarının olimpiyat oyunların da yer alacağını şimdiden söylemeleri ise bu mesleği benimsemiş ve hayatlarını buna adadıklarının bir göstergesi olduğunu çok rahatlıkla görebilirsiniz.

Akıllı Telefonlardaki Şarj Süresinin Çözülmek İstenilmemesi

Geçtiğimiz günler de ünlü markaların yeni çıkarttıkları telefonları başta teknoloji tutkunları olmak üzere bende yakından takip ettim ve hâlâ da takip ediyorum. Kısaca özetlemek gerekirse, hepsinin ortak özellikleri daha büyük ekran, daha hızlı işlemci, daha fazla ram, daha fazla özellik ve düşük pil süresi.

Telefon üreticileri bütün akıllı telefonların sorunu olan pil sürelerini arttırmak istemediklerini düşünüyorum. Kapitalist sistemin getirdikleri zorunluluk olarak görebiliriz. Gelecek bir sonraki üründe üzerine az biraz koyup servis edip kârını maksimize edecek, yine bir sonraki üründe de aynı döngüyü koyup sürekli tüketime teşvik edecek kalıplaşmış bir sistem.

Geçen sene çıkan LG G2 ve bu sene çıkan LG G3 rakiplerine göre biraz daha fazla pil ömrüne sahip. Kategorilerinde performans ve pil süresi olarak öncülük eden iki ürün haricinde elle tutulur bir üçüncü ürün ne yazıkki yok.

Olmamasının temel birinci nedeni kapitalist sistemin zorunlukları desek yeridir. İkinci bir sebep olarak da bir varsayım da bulunacağım.

Kablosuz Elektrik

Her ne kadar hayal gibi gözükse de, günümüzde yaşadıklarımız nasıl 3 sene önce bizlere hayal görünüyordu? Bunlar da olmayacak bir şey değil. Şuan bilim adamları üzerinde ciddi çalışmalarını sürdürüyor, hatta 1 metre uzaklıktan kablosuz elektrik gönderebiliyorlar.

Gelecekte teknoloji şirketlerinin -ki bu çok uzun bir gelecek değil, kendi ekosistemine sahip olmayanlarının batacaklarını varsayımlarını biliyoruz. Her ne kadar telefon üreticilerinin kendi ekosistemleri olan uygulama, oyun, film, müzik, eğitim vb. marketlerini görüyoruz. Bunların arasına telefon ve diğer kablosuz cihazlarla uyumlu olarak şarj marketinin yer almasını düşünebiliriz.

Araba üreticilerinin elektrikli araba üzerine bu denli düşmeleri ve geliştirmeleri de ayrı bir söz konusu.

Yazımızı toparlarsak, gelecekte telefon üreticileri telefonlarını sattıktan sonra kendilerine bağımlı bir kullanıcı profili oluşturup. Belirli periyotlar da cihazı tamamen şarj etme süreleri satacaktır. Örneğin, iPhone 20 alana 90 şarjlık doldur boşalt pil süresi hediye gibi kampanyaları görebiliriz.

Her ne kadar şuan yazılanlar sizlere ütopik gelse de son dönemde çıkan akıllı telefonların yanında, aksesuar olarak satılan kablosuz şarj cihazlarını satmalarından (-ki bu şimdilik kablo takmadan, kablosuz cihazın üstüne telefonu koyarak doldurma işlemi yapıyor) tutun da telefon üreticilerinin araba üreticileri ile yakından çalışıp ekranları için arge yaptıklarını hatırlatmaları bizleri düşündürmüyor değil.

 

Okulda Çok Fazla Okuyarak Hayatı Iskalamak

Türkiye’de her geçen gün Üniversite mezunlarının sayısı gittikçe arttığını kardeşimizin, kuzenimizin veya akrabalarımızın çocuklarından çok rahatlıkla görebiliyoruz. Okumak her ne kadar güzel olup, sizlere bir unvan getirse de, bazen hayatı tam ortasından ıskalatabiliyor!

Heleki her yıl 5 yeni Üniversitenin açılmasıyla, merkezi eğitim üzerine değilde para odaklı bir eğitim sistemi yapan kapitalist sistem, başlı başlına bir yazı konusu.

Hayat Nasıl Iskalanır?

Üniversitesi dönemini sadece üniversiteye giderek geçiren, etkinlikten etkinliğe koşuşturup, sosyallikten geri kalmayan bir kişinin, üniversitesiyi bitirdikten sonra, asıl önemli olan noktayı yani mesleğini ıskalayarak, gerçek hayata başlamaya çalışması oldukça aşikar.

Üniversitesi mezunlarımızın çoğu, üniversiteyi bitirdikten sonra ilk iş deneyimlerine başlamadan önce 1-2 senelik bir karamsarlık ve bunalım sürecine maruz kalıyor. Çünkü üniversitesi döneminde mezun olduktan sonrasını düşünmediği için bu karamsarlık ve bunalım süreci oldukça derinden etkiliyor. Tabiri caizse sudan çıkmış balık gibi kendini bir oraya bir buraya savurup duruyor.

Bunalım sürecini atlattıktan sonra bir şekilde ilk iş deneyim tecrübesine bürünüp, kendini ispatlayıp mesleği eline alması aşağı yukarı 2 seneyi buluyor. Tabi birde ilk iş deneyimi hüsranla sonuçlanırsa -ki genelde öyle oluyor. Burjuvazi patronlar bu esnada devre giriyor ve yeni mezunu kendi çıkarları uğruna çok kolayca harcayabiliyor. Her üniversite mezunun ilk iş deneyiminde maaşı konuşamadığını ve her şeye tamam dediğini ben gibi sizde biliyorsunuz.

Kişinin yeni bir işe başlaması ve atlatması gereken ikinci bir bunalım süreçlerini ve üstündeki askerlik endişesini düşünürsek, yaşın 30’lara merdiven dayadığını görebiliriz. Bam bam! Hayat ıskalandı! Tabi her ne kadar ıskalanmış gibi gözükse de bunu kendi lehinize çevirmeniz yine sizin elinizde. Zararın neresinden dönersek kardır mantığıyla hiç bir şey geç değildir. 30 yaşında meslek değiştirip hayata tutunan ve başarılı olan kişileri gördükten sonra…

Hayatı ıskalamamak için üniversiteyi yeni kazanmış arkadaşlarımıza bir kaç tavsiye de bulunmak istiyorum.

  • Üniversiteyken mesleğinizi iyice araştırın ve sorgulayın. Bu meslek gerçekten size göre mi?
  • Sektörün önde gelenlerine web sitesilerinden veya e-postalarından ulaşıp meleğiniz ile aklınıza gelebilecek mantıklı sorular sorun. Sizleri geri çevirmeyip çok kısa sürelerde dönüş alacaksınızdır.
  • Stajlarınızı naylon yapmayın, mümkünse stajınızdan sonra orada kalmaya çalışın. Gerekirse ücret almayın, ta ki altın bileziğinizi kolunuzu takana dek!
  • Mesleğinizle ilgili seminerlere eğitimlerine katılıp çevrenizi geliştirin.
  • Özellikle mesleğinizle ilgili gönüllü sosyal sorumluluk projelerinde bulunun.
  • Üniversitesi kulüplerine katılıp, aktif görev alın.
  • Topluluk önünde konuşma becerinizi ve en önemlisi, kendinizi olabildiğince güzel bir şekilde pazarlamasını öğrenin.
  • Son olarak yaptığınız işi severek yapıp mutlu olmaya çalışın. Yoksa dünyaları da kazansanız mutlu olmadıktan ve değer üretemedikten sonra yaşamanın bir anlamı yok.